DOLGU

Çeşitli müzeleri ziyaret ettiğimizde hepimiz görmüşüzdür: Fildişinden, altından, gümüşten, vb küpeler, kolyeler, bilezikler, taraklar, parfüm şişeleri, karışımlar hazırlamak için olan kaplar… Tüm bunlar bize kadınların yüzyıllar boyunca daha genç, güzel ve çekici görünmeye çalıştıklarının kanıtıdır. Bu amaç uğruna çeşitli otlar, krem ve karışımlardan faydalanmışlardır.

Her ne kadar karşımızdaki kişiyi bir bütün olarak değerlendirsek de iletişim kurmaya başlarken bir insanda dikkatimizi çeken ilk bölge yüzdür. Yapılan bilimsel çalışmalar yüzün güzel ya da çirkin olarak algılanmasının çok büyük oranda kültürden bağımsız olduğunu ortaya koymuştur. İnsan beyni bir yüzün güzel olup olmadığını son derece hızlı bir şekilde algılar ve kaydeder. Genel olarak tüm kadınlar bunun bilinciyle yüzlerine oldukça fazla özen gösterirler.

fotolia_43799750_subscription_monthly_m-e1443014563543

Yüzün genç, taze, parlak, zinde görünmesi ihtiyacı yüzle ilgili, krem, losyon, peeling ürünleri üreten firmaların oluşmasına neden oldu. Fakat yüz yaşlanması sırasında ciltte ve cilt altı yağ dokusunda oluşan erime ve incelmeye bağlı oluşan doku kayıpları bu kremler ile önlenemedi. Yaşlanmaya veya travmalara bağlı kaybolan hacmi ve dolgunluğu geri kazandırmak, kırışıkları azaltmak, cildi içerden nemlendirmek için dolgu maddeleri üretildi. Ameliyatsız yapılabilmesi, kolay uygulanabilmesi, hemen sonuç alınması, yan etkileri pek fazla olmayan işlemler olması bu uygulamaların yaygınlığını arttırdı ve bu alanda yapılan AR-GE  çalışmaları sayesinde daha güvenilir ürünler kullanıma girdi.

Geçici, yarı kalıcı ve kalıcı olmak üzere üçe ayrılan dolgu maddelerinden en popüler olanı geçici etkili olan hyaluronik asit içerikli dolgu maddeleridir, çünkü kalıcı dolgularda yan etki görülme ihtimali daha fazladır. Genelde jel formunda, akışkan olan bu dolgular enjekte edilerek kullanılır ve enjekte edildikleri bölgeden geri çekilmeleri mümkün değildir.

Hyaluronik asit zaten vücudumuzda oldukça yüksek oranda bulunan doğal bir molekül olup teknolojik olarak bakteri kaynaklı elde edilebilir. Bu nedenle alerjik reaksiyon yapma ihtimali hayvan kaynaklı olanlara göre daha düşüktür. Kanserojen etkisi yoktur. Ağırlıklı olarak yüzde kullanılmakla birlikte, dolgu maddeleri vücudun diğer bölgelerinde de kullanılabilmektedir.

Vücudun her bölgesinde cilt, cilt altı doku kalınlığı aynı olmadığı için firmalar farklı vücut bölgelerine enjekte edilmek üzere farklı molekül büyüklüğü ve çapraz bağ oranına sahip ürünler geliştirmekte ve üretmektedir. Bu ürünlerin kullanılacağı yer ve enjeksiyonun yapılacağı derinlik haliyle birbirinden farklıdır. İnce bir cilt dokusuna sahip göz altı bölgesine daha az çapraz bağ oranı olan, daha akışkan dolgular kullanılırken, çene veya yanak bölgesine hacim vermek için çapraz bağ oranı yüksek, büyük molekül ağırlıklı ürünler kullanılır.

Hyaluronik asit su tutma özelliği olan bir molekül olduğu için vücutta enjekte edildiği bölgeye hacim kazandırır ve poliklinik şartlarında pratik şekilde uygulanabilir. Daha önceden bahsedildiği gibi farklı bölgelere uygulamak için farklı ürünler vardır ve bu ürünlerin hangisinin hangi bölgeye kullanılacağını ancak bir uzman bilebilir ve aynı seansta değişik ürünler vücudun değişik bölgelerindeki problemlere yönelik uygulanabilir.

Dolgu uygulaması yapılan bölgeler; burun kenarlarından ağız köşelerine inen oluklar, dudaklar, gözaltı, kaş arası, yanaklar, çene, boyun, eller ve vücuttaki doku kaybı olan diğer yerlerdir. Bazen burun ameliyatı veya travmaya bağlı burun sırtı fazla kavisli veya çökük olduysa, burun sırtına yükseklik kazandırmak için de dolgu uygulaması yapılabilir. Yüzdeki hafif asimetriler de, ister doğuştan ister sonradan kazanılmış olsun, dolgu enjeksiyonlarıyla düzeltilebilir. Dolgu yapılması işlemi ergenlik çağını tamamlamış erkek kadın fark etmez (ek sağlık problemleri göz önünde bulundurularak) herkese uygulanabilir.

Etkisi uygulanan bölgeye, ürün markası ve türüne ve uygulanan kişinin kişisel özelliklerindeki farklılıklara göre 8-12 ay sürer.Bu zaman içinde vücutta, vücuda zarar vermeden parçalanıp yok edilir.  Elde edilen sonuç dolgu yapılan kişi tarafından beğenilmezse kalıcı dolgularda geri dönüşü yoktur ve bu maddelerden kurtulmak bazı zor cerrahi girişimler gerektirebilir. Eriyebilen dolguların avantajı bunları eritecek bazı maddelerin bulunması ve biraz sabredilirse zaten kendisinin erimesidir.

Uygulamaya başlamadan önce anestezik kremler veya iğnelerle lokal uyuşturma yapılabildiği gibi bazı marka ürünlerin kendi enjektörü içinde de ağrı kesici ilaçlar vardır. Uygulama süresi 10-20 dakika kadardır.

Dolgu yapıldıktan sonra yapıldığı yerin hassaslığına göre kızarıklık, şişlik ve morluk oluşabilir. Dolgu işlemlerinde oluşabilecek yan etkiler; enjeksiyon yerinde ağrı, şişlik ve renk değişikliğidir. Çok nadir olarak granülom ve apse oluşabilir. Hayvansal veya silikon içerikli dolgu maddelerinin kalıcılığı daha fazla olsa da; alerjik reaksiyon, kist ve granülom oluşturma riskleri de daha fazladır. Asprin kullanan kişiler dolgu uygulamasından 1 hafta önce asprini kesmeli ve uygulamadan sonra 2-3 gün daha kullanmamalıdır, aksi takdirde uygulama yerlerinde yoğun morluklar oluşabilir.

Dolgu enjeksiyonundan sonra buz uygulanması morluk gelişmesini engeller veya azaltır. Hyaluronik asit su tutarak etki gösterdiği için ilk birkaç gün bol su içilmesi önerilir.

Son zamanlarda cilt gençleştirme ve kırışıklık tedavisinde bioexpander popüler hale gelmiştir. Bioexpander da bir hyalüronik asit çeşididir. Çok ince yapılı olduğu için bu dolgu ışık dolgusu gibi özellikle göz çevresinde güvenle kullanılır. Saf hyalüronik asit içerdiği için uygulandığı bölgenin canlılığını da artırmaktadır.